Bizim Mahalle Madrid’deki Mahalle
-Bir mahalle hikâyesi-
Dedem bu sene 94 ya
şına erişti. Ön ismini doğum yeri olan Mekke şehrinden almış; Mekkeli Mehmet kendisi. Dedem, babası Arabistan topraklarında şehit düştükten sonra, 12 yaşında bir çocukken dönmüş asıl memleketine. Tozunu da, toprağını sürüyerek getirmiş yanında. Arabistan çölünün rüzgârları o zamandan beri bir melodiyi çok uzaklardan buralara kadar taşımakta. O melodiye arka perdeden de bir gitar sesi eşlik etmekte. Kulağıma, kırmızılar içindeki bir kadının topuklarından dağılan dansının ritim sesi geliyor. Edilecek bir dedikodu olmaya görsün kadınlar çil yavrusu gibi üşüşüp, onun gibi de bir anda dağılıveriyor.
O yüzden gelin önce şu mahalleye bir bakalım. Madrid’de, küçük bir kasabanın şirin bir mahallesindeyiz. 1939 ile 1975 arası milliyetçi rejim döneminde, bu mahallenin adı Barrio Negro’ydu. Mahalle bizzat değil, kara olan talihsiz kadınlarının bahtı yalnız. Bedbahtlıklarına inat onlar rengârenk, allı güllü giyinmeyi hiç terk etmiyorlar. Adolfo Suarez Gonzales zamanında adı Almodovar’a çevrildi mahallenin. Volver diyenler de var tabii halk arasında, yani Dönüş. Boşanıp baba evine dönen kadını çokmuş da ondan. Adı sizi yanıltmasın, Hollanda’nın küçük, ama üniversite şehri denilen bir kentinde yedi sene yaşadım. Yaşlılar evinin olduğu caddenin ismi Domates caddesiydi. Ondan bir önceki sokaksa Ayçiçeği. Volverse bunların hepsinden daha anlamlıdır, inanın bana.
Bu mahalledeki kadın da genç bir anne. Adı Raimunda. Kocası evde teneke bira kutuları koleksiyonu yaparken, Raimunda başında beyaz kepiyle bir restoranda çalışıyor. İyi bir aşçı. Bir akşam vakti uğradığı kallavi beladan nasıl sıyırdığına bakarsak sadece iyi bir aşçı değil, oldukça da pratik biri. Birdenbire komşusunun restoranını devralması gerekti. Kocasına bira kutuları antika müzesine tel gidişlik bilet nasip olduğu ve artık evin tüm yükü ona kaldığı için karşısına aniden çıkan iş kısmetini geri çevirmesi olanaksız. Raimunda’nın kız kardeşi mi? O da evinde illegal bir kuaför işletmecisi. Konu komşu kadın da müşterisi. Bir güzel sohbet ediyor saçları balyajlarken. Kocasından fayda görmemiş o da. Adam iki senedir sırra kadem. El âlem de olmasa…
Bir de diğer mahalleye bir bakalım. Adı Lüzumsuz Adam Mahallesi. Daha sonraları gelmiş geçmiş devlet büyükleriyle, ecdadın önde gelen isimleri konacak caddelere. Ama şimdilik bu mahallenin ismi anonim adamlara adanmış. Bakın, orda bir adam yürüyor. Zayıf, uzun boylu… Lacivert pardösüsü rüzgârda dalgalanıp bacaklarına dolanıyor. Adı, halkasından rahatlıkla çıkarılan anahtar gibi dilimin ucunda beliriverecek şimdi. Sizi fazla bekletmemek için, bir isim uyduruverelim ona. Sait Faik onun adı. Taş çatlasa dört sokaklık mahallesinden memnun. Bakın, yokuşun başında nasıl memnunlukla gülümsüyor sokak boyu yürüyen sakinlerine. Mahallesinin Yahudileri pek zengin takımı değil, olsa da onun zenginlerle işi olmazmış. Desene o da Raimunda ve komşu kadınları gibi kevgir ceplilerden. Şu medarı maişet motorunu döndüren dükkân kirası da olmasa… Sait Faik Efendi tramvay yoluna inmeyi pek sevmez. Şu Karaköy’deki dükkândan alacağı kira da olmasa hiçbir yerciğe çıkmayacak. 7 senedir çıkmadım mahallemden, diyor. Çıkmaz insan böyle mahallesi olunca. İnsanları başkadır bizim sokağın, diyor. Tramvay yolu insanına benzemez.
Ben de oraya gelecektim işte. Volver mahallesinin kadınları da kimseye benzemez gerçekten de. Dullar mahallesi bir kere; burada erkek bulmak neredeyse imkânsızdır o halde. Baştan sona kadın solidaritesi hâkim izlekte. Raimunda’nın restoranı işletmesi tamamen bir tesadüf meselesidir. Hayat oyununda şanslı el bu kez ona denk gelmiştir. Bir genç gelir ve yakında bir yerde film çevrilmekte olduğunu bildirir. Tüm set ekibi, kırk kişi boru değil, Raimunda’nın restoranında yemek yemeye karar verdiğinde Raimunda pratikliğini gösterir. Alışverişini yapar ama cep delik demiştik ya, yolda gelirken bilahare ayaküstü alışverişini görüverir komşu kadınlardan. Birinden et, birinden tatlı alıverir. Ne iyidir şu mahallenin kadınları. Bu devirde veresiye alışveriş mi? Ertesi gün ödenmek üzere hem yiyecekleri, hem de hizmetlerini sunmakta ne kadar teklifsizdirler. Lüzumsuz Adam mahallesinde veresiye çalışmaz bakkal. Ama Sait Faik beyin umurunda mı? Benim geçimliğimi yel götürecek olsa der, manavcı Salamon çocuklara ikram ettiği gibi, benim de ellerime portakal tutuşturacaktır; pastane işleticisi madam gelip geçmelerimde kapuçino ikram edecektir. Hele o ekşi işkembe çorbası satan işkembeci yok mudur? O Sait Faik beye ölene dek işkembe içirmeye gönüllüdür. Neden mi, çünkü mahalle mahalledir. Bir mahalle oranın insanlarının tümü demektir.
Ne çok mahalle var, Volver’e benzeyen. Kadınlar bakın nasıl yaklaşıyorlar cenaze sahibine. Kim mi vefat eden? Raimunda’nın teyzesi Paula. Raimunda gelemedi teyzesinin cenazesine. Evde yok etmesi gereken bir ceset var. Bu beklenmedik durum hikâyeyi restoran işletiminden sonra etkilemeyecek. O gelemeyince cenazeye, kız kardeşi gitti. Kız kardeşi daha çekingen, daha bir kırılgan ölü evlerine, Paula teyzelerinin ölümünü kaldırması kolay değil. Ama teyzesine göz kulak olan karşı kapı komşusu cenazede de vardı yanında Allahtan. Herkes şimdi taziye dileklerini iletiyor ona. Nasıl da öpüyorlar kadının yanaklarından. Eh. Biraz fazla mı? Bizler de öyle değil miyiz? Üzülmesini de biliriz, eğlenip gülmesini de. Hayata teşekkür etmeliyiz. Sait Faik Efendi de öyle diyor. Mahallem sakindir, sakindir ama civcivli bir mahalledir. Pastane işletmecisi madam onla nasıl muhabbet eder durur. Fransızca ve Türkçe kırması bir sohbettir bu. Geçtiğimiz yaz aylarında bunun Bulgarca ve Türkçe örneğini gördüm. Gayet iyi bir anlaşma metodudur esasıyla. Cıvıltı dedim ya, oturanların yarısı Levanten yarısı da Yahudi’dir de ondandır bu cıvıltı havası Lüzumsuz Adam mahallesinin. Hayatı seven insanlarla daha bir sevegen olmaz mı insan.
Ne o? Orda mavi, yeşil, mor yanan kandiller de nedir? Kadınların fistanları kırmızılığındaki fenerler… Pencerelere tutuşturulmuş körüklü grapon kâğıtları, balonlar… Film ekibi çekimleri bitirmiş şimdi Raimunda’nın restoranında parti veriyor. Bizim Raimunda, oturmuş şarkı söylüyor hem de. Kızı gözlerini açmış annesini seyrediyor. Gözlerinin dolu dolu olduğuna bakmayın, geçmişindeki yaraları saran bir kadın sadece eseften ağlamaz. Bu barışmadır da ayrıca eskide olanlarla. O etine dolgun komşu kadın bu partinin mahalleyi açtığını, bir neşe kattığını düşünüyor. Haklı da. Bu mahalle de Sait Faik Efendininki gibi küçüktür. Tepedeki restorana yolun aşağısından bakan biri, takıp takıştırmış, allı pullu bir kadın yüzü görmüş gibi olacak. Bizim Sait Faik Efendi o güzel yüzü her zaman görüyor. Yan sokağında, yani telaşesi varmış gibi alelacele geçtiği sokakta her yanından bir letafet dökülen, esmer güzeli bir Yahudi kızı vardır.
Bence bizim Sait Faik Efendi, Volver mahallesine de uğramalı. O sadece mahalle sever malum. Ama biraz padahto hikâyeleri dinlemek zorunda kalacak. Mahalle kadınları, Paula teyzeye ölen kız kardeşinin baktığını nasıl da inanıyor. Saik Faik hiç padahto, yani hayalet hikâyesi okumaz. Bir kültür eskisidir o. İspanyolca konuşulan her karış toprakta ise padahto da olur, brujo da, demonlar da. Bu kadar fark, yumurta ikizlerinde de olur ama değil mi? Her iki mahalle insanı da sıcak, samimi, yardımsever değil mi? O halde, ey padahto, yani pardon Sait Faik Efendi, gelirken üç kere…
Ezgi Gürçay, 2011