Collection Club II. Koleksiyonculuk Sempozyumu

II. KOLEKSİYONCULUK SEMPOZYUMU izlenimleri ve ardından bir söyleşi

27 Kasım 2010 tarihinde İstiklal Caddesi’nin aort damarı sayılan, Galatasaray Lisesi ve çeşitli yayınevleri ile çevrelenmiş noktadaki Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi’nde ikinci kez ‘Koleksiyonculuk Sempozyumu’ düzenlendi.

Ant Yayıncılığın bünyesinde sekiz yıldır faaliyet göstermekte olan Collection Club tarafından düzenlenen sempozyumda özellikle dikkati çeken ve üzerinde durulan başlıklar,  ülkemizde koleksiyonculuğun yakın geçmişi, nasıl şekillendiği ve geleceği ile koleksiyoncuların yaşadıkları sorunlar oldu.

Sempozyumun ikinci yarısında oturum başkanı olan Sayın Ediz Hun, ilk konuşmacı olarak İzmirli koleksiyoncu-araştırmacı Aybala Yentürk’e söz verdi. Oda Sanat’ın(1) müdavim okuyucuları bu isme yabancı değiller.

Aybala Yentürk konuşmasının girişinde, maddesel kültürün birer parçası olan ‘gündelik yaşama’ ait sıradan malzemelerden üretilmiş sıradan nesnelerin koleksiyonculuğunu temel alacağını, sanat eserleri (tablo, heykel vb.) arkeolojik eser, nümizmatik, madalya, nişan ve pul gibi temaları dışarıda bırakacağını belirtti.

Güzel bir power point çalışmasıyla desteklediği konuşmasını değişik koleksiyonculuk tanımları üzerinden açan Yentürk, koleksiyonculuğun bir sanat olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Koleksiyonculuğun Avrupa’da ve Türkiye’deki yakın tarihini anlatan konuşmacı 20. yüzyılda, kolaj, asamblaj ya da enstalasyon gibi sanat çalışmalarının yapılmasında koleksiyon malzemelerini ve koleksiyonculuğu bir yöntem olarak kullanan Avrupalı sanatçı koleksiyonculardan örnekler verdi. Ülkemizde koleksiyonculuk alanında yaşanan yakın dönem gelişmeleri de özetleyerek “koleksiyoncu kimdir?” sorusuna getirdiği önerileri katılımcılara sunarken, koleksiyoncunun kendini doğru konumlandırmasının ve duruşunun koleksiyonların yönetiminde ve koleksiyonların geleceğinin tayin edilmesinde önemli adımlar olduğunun altını çizdi. Ben de bu söyleşide Yentürk’ün özellikle altını çizdiği bazı noktalara yöneleceğim.

Aybala Hanım, bize kaç senedir koleksiyonculuk yaptığınızdan ve bu merakın başlangıcından söz eder misiniz?

18 yılı aşkın süredir değişik başlıklar altında koleksiyonlar yapmaktayım. Hemen her koleksiyoncu gibi ben de ilkokul çağlarında pul koleksiyonu ile başladım koleksiyonculuğa. Onu gazoz kapakları, sakızlardan çıkan kartlar ve peçeteler takip etti. Sonra uzun bir süre ara verdim. Eşim Nejat Yentürk ile tanıştığımızda ikimiz de birbirimizin koleksiyoncu olduğunu bilmiyorduk. Sonra bazı tesadüfler neticesinde bu su yüzüne çıktı ve bugünlere geldik. Yaptığımız tüm koleksiyon ve araştırmalar birliktedir.

Koleksiyonlarınızın genel teması nedir?

İki ana temada, oldukça geniş bir yelpazede koleksiyon ve bu koleksiyonlara bağlı kapsamlı araştırmalarımız var. İlki ‘Osmanlı Kozmetolojisi’ başlığını verdiğimiz, Osmanlı’dan erken Cumhuriyet dönemine kadar temizlenme ve süslenme kültürümüzü kapsıyor. İkincisi İzmir kent tarihine ait; özellikle 1922’deki büyük yangın öncesi dönemi kapsayan obje, belge ve fotoğraflardan oluşmakta. Bunun dışında ayrıca yeme-içme kültürü ile ilgili malzemeler de topluyoruz ve bu konuda da araştırmalarımız var. Bunlara ek olarak uzun bir süredir koleksiyonculuğun tarihi ve kültürü üzerine de çalışmalar ve araştırmalar yapmaktayım. Sempozyum da sunduğum bildiri de bu çalışmalarımın bir ürünü.

Sempozyuma gelirsek… Koleksiyoncu kimliğini sorgularken Walter Benjamin, Walter Grasskamp ve Jean Baudrillard’dan alıntılara yer verdiniz. Bu isimlerle görüş birliği içindesiniz. Bize koleksiyoncunun tanımını tekrar yapmanız mümkün mü?

Adlarını belirttiğiniz değerli düşünür ve sanat tarihçilerinin söylediklerini de dikkate alarak kendi koleksiyoncu tanımımı şöyle yapabilirim:

Doğal ya da insan üretimi her türlü nesneyi, anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde bir araya getiren, koleksiyonuna ait tema üzerinde araştıran ve uzmanlaşma hedefi olan kişidir koleksiyoncu.

Bu tanımımdan da yola çıkarak, artık antika/sanat/koleksiyonculuk camiasında ‘uzmanlaşmış koleksiyonlar ve uzman koleksiyoncular’ ifadelerinin yerleşmesinin gerektiğini düşünüyor ve de savunuyorum.

Koleksiyoncu kimliğine eklediğiniz ifadeler olmazsa olmaz o halde.

Evet kesinlikle. Bugün artık ülkemizde ‘Koleksiyoncu – Araştırmacı’ ya da ‘Uzman Koleksiyoncu’ tanımlarına uyan koleksiyoncular var ve inanıyorum ki ileride sayıları artacak.

Koleksiyonların akıbeti konuşuldu. Sempozyumdan ayrıldıktan sonra herkesin aklında bu sorunun asılı kaldığını düşünüyorum. Sizce emek emek toplanan bu nesneler ne olacak?

İşte hepimizi ilgilendiren en kritik soru da bu gerçekten. Bizler hayatta iken bir şekilde koleksiyonlarımızı yönetebiliyoruz. Koleksiyonlarımızdan yola çıkarak araştırmalar kaleme alıyor, yayınlıyoruz. Farklı farklı okumalar yaparak yeri geldiğinde tarih yazabiliyoruz. Sergiler açıyoruz, kataloglar, kitaplar hazırlıyoruz. Belgesellere kaynaklık ediyor, danışmanlık yapıyoruz. Ancak bunların hiçbiri bizi kaçınılmaz sona doğru ilerlemekten alıkoyamıyor. Eminim ki koleksiyoncuların neredeyse tamamının gönlünde eserlerini paylaşmak, sergilemek gelir. Bu da ancak uzun soluklu sergiler ya da müzeleşme ile mümkün. Ancak ülkemizde bu iki çözüm de neredeyse imkânsıza yakın bir haldedir. Öncelikle ciddi bir finans sorunudur ve maalesef işin yasal boyutları da teşvik edicilikten ziyade neredeyse caydırıcı durumdadır.

Hem koleksiyon malzemelerinin güven altında olması hem de bir koleksiyoncunun en büyük özlemini gerçekleştirmesi müzelere bağlı sanırım. Koleksiyoncu bu işin neresinde olmalı?

Her zaman savunduğum gibi koleksiyoncu bu işin tabiî ki bizzat içinde olmalı. Konusunda uzman olan bir koleksiyoncunun dışarıda bırakıldığı herhangi bir proje düşünemiyorum. Şüphesiz sergileme ya da müze kurma farklı disiplinlerin uzmanlığı ve bir arada çalışması ile mümkündür ama koleksiyoncu mutlaka işin içinde olmalıdır. Zira bir ‘uzman koleksiyoncu’, koleksiyonunu en iyi yöneten kişidir aynı zamanda.

Bir koleksiyon, koleksiyoncusu tarafından birbirinden değişik nesneler bir araya getirilerek, sıfırdan anlamlı bir bütün olarak hayat bulan, adeta yaratılan bir eserdir. Öyle ki aynı başlıklarda koleksiyon yapan iki koleksiyoncunun koleksiyonları bile asla birbiri ile aynı olmaz, olamaz.

Kendisi de bir koleksiyoncu olan W.Benjamin’in de dediği gibi koleksiyonlar, koleksiyoncusunu yitirdiklerinde anlamlarını da yitirirler.

Bu soruyu işin erbabından başkası cevap veremez herhalde. Koleksiyon nesnesi ile koleksiyoncu arasındaki bağı gözümüzde canlandırmanızı istesek…

İnsan-nesne arasındaki ilişki sadece koleksiyonculuk açısından değil genel anlamıyla da ilgi çekici ve büyüleyicidir. Etrafımızı saran tüm nesneleri ve onlara yüklediğimiz anlamları bir düşünün. Çoğu yaşamsal ihtiyaçların ötesinde satın alınır, bir süre sevilir, bıkılır ya da unutulur,  bozulur ya da eskir, başkasına verilir ve çoğu zaman da çöpe atılır.

Koleksiyonculuk işte bu noktada farklılaşır. Koleksiyonculuk alışılmadık bir satın alma, mecazi anlamda aykırı bir ‘tüketim’ faaliyetidir. Toplanan, satın alınan nesneler asla kullanılıp atılmaz. Titizlikle saklanır.

Koleksiyonlara dâhil edilen nesneler kendi bağlamlarından çıkartılarak başka bir bağlama oturtulur. İlk üretilme amaçlarından soyutlanır, birer koleksiyon / bilgi nesnesine dönüşürler. Örneğin bir koleksiyonda yer alan eski bir parfüm şişesi ya da bir oyuncak, artık bu işlevlerinin ötesinde başka bir işleve sahip olurlar. Onların içine ne parfüm konur ne de onlarla oynanır.

Koleksiyoncu ile koleksiyon nesnesi arasındaki bağa gelince… Kendi adıma koleksiyonlarımdaki nesnelere içerdikleri ya da beni ulaştırdıkları bilgiler ölçüsünde bağlı oldum hep. Son derece nesnel yani. Hiç duygusal olmadım. Hele hele ‘acaba bunları kimler kimler kullanmıştır, ah eski zamanlar’ kıvamındaki bir duygusallık bana çok yabancı. Duygusallıkla doğru bilgilere ulaşmak, bilim yapmak mümkün değildir. Şüphesiz koleksiyonlarımızda bir diğerinden daha fazla önem verdiğim, sevdiğim malzemeler var ama bu duygular hiçbir zaman benim genel yaklaşımım olmadı.

Bu güzel sohbet için Aybala hanıma çok teşekkür ederiz.

Ezgi Gürçay

(1) Oda Sanat elektronik dergi: www.odasanat.org

Bu yazı Haberler, Söyleşi kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>